Atatürk’ten sonra Sine-i Millet’e Dönen Tek Milletvekili

Atatürk’ten sonra Sine-i Millet’e Dönen Tek Milletvekili

MURAT SÖKMENOĞLU: KOCA MURSAL

Rumeli ve Anadolu Beylerbeyi Mursaloğlu Mustafa Şevki Paşa’nın torunu, Hatay Devleti Cumhurbaşkanı merhum Tayfur Sökmen’in beş çocuğundan biri olan M. Murat Sökmenoğlu, köklü bir ailenin mensubu olarak dünyaya geldi.

Kardeşlerinden Kemal Bahir Sökmenoğlu, Nimet Hanım, Hulusi Dener ile evliydi. Sabiha Nedret Hanım, Eşref Mursaloğlu ile; Sevda Cüda, Vefa Semenderoğlu ile evlenmişti. Solmaz Hanım ise İsviçre’de tedavi gördüğü yıllarda hayatını kaybetmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine Türkiye’ye getirilmişti.

Murat Sökmenoğlu, 1945 yılında İstanbul’da doğdu. Saint-Joseph ve Şişli Koleji’ni bitirdikten sonra İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun oldu. Ardından İsviçre’de bulunan École de La Roche’ta gazetecilik eğitimi aldı.

Babası, Hatay Devleti Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, 3 Mart 1980 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Torunu Mehmet Mursaloğlu’nun anlattığına göre, vasiyeti, aile mezarlığının bulunduğu Beyazıd-ı Bestami Türbesi’ne defnedilmekti. Ancak vefat ettiği gün İstanbul, son kırk yılın en çetin kış günlerinden birini yaşıyordu. Bu nedenle Zincirlikuyu Mezarlığı’nda, eşinin mezarının yanına defnedildi.

Murat Bey, babasının vefatından sonra Reyhanlı’daki aile çiftliğinin sorumluluğunu üstlendi ve çiftçilik yapmaya başladı. Aynı yıl, 12 Eylül 1980’de askerî darbe gerçekleşti. Ailesinden gelen devlet sorumluluğu ve ülke meselelerine duyarlılık anlayışıyla, babasının siyasi mirasına sahip çıkmaya ve siyasete atılmaya karar verdi.

Aslında siyaset, ailesine yabancı bir alan değildi. Aile, yüzyıllardır yaşadığı toprakları koruma, yönetme ve güven içinde tutma düşüncesiyle pek çok siyaset ve devlet insanı yetiştirmişti. Murat Sökmenoğlu da böyle bir geleneğin içinden geliyordu. Bu nedenle siyasi yaşamına adım attığında, kendisini bütünüyle yabancı hissetmedi.

İlk siyasi deneyimini, 12 Eylül sonrasında siyasi partilerin yeniden faaliyet göstermesine izin verilmesiyle yaşadı. Dönemin Millî Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren ve Konsey üyelerinin açık desteğini alan emekli General Turgut Sunalp’ın kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin (MDP) kurucu üyeleri arasında yer aldı. 6 Kasım 1983 tarihinde yapılan genel seçimlerde Hatay’dan 17. Dönem Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.

Beklediği siyasi başarıyı elde edemeyen MDP, 4 Mayıs 1986 tarihinde yapılan olağanüstü kongresinde kendisini feshetme kararı aldı.

Siyasi arayışlarına devam eden Murat Sökmenoğlu, merhum Adnan Menderes’in siyasi mirasına sahip çıktığını ifade eden ve liberal bir çizgi izleyen Doğru Yol Partisi’ne geçti. 1987 yılında yapılan 18. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde DYP’den Hatay Milletvekili olarak yeniden parlamentoya girdi.

O yıllarda ben de Anavatan Partisi’ndeydim. Genel Başkanımız Sayın Turgut Özal’ı Cumhurbaşkanlığına aday göstermiştik. Nedenini tam olarak bilemiyorum; ancak merhum Murat Sökmenoğlu bu adaylığı uygun bulmamış ve “Sine-i millete dönelim” önerisini gündeme getirmişti.

Bu öneriyi dile getirmişti ama siyasi gelecek kaygısı taşıyan hiçbir politikacı bu düşünceye sıcak bakmamıştı.

Böylece Türk siyasi tarihinde, Atatürk’ten sonra bir ilke daha tanıklık edildiği ileri sürülen bir gelişme yaşandı. Hatay Devleti Cumhurbaşkanı’nın oğlu ve Hatay Milletvekili Murat Sökmenoğlu, verdiği sözün arkasında durdu; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki görevinden ve milletvekilliğinden istifa ederek sine-i millete döndü.

Bu arada merhum Turgut Özal, 9 Kasım 1989 tarihinde TBMM’de yemin ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak görevine başladı.

Uzun bir siyasi dinlenme döneminin ardından, günlerden bir gün merhum Alparslan Türkeş, Murat Sökmenoğlu’nu partisine katılmaya davet etti. Görüşme, parti genel merkezinde değil, Ankara Tandoğan Meydanı’nda bulunan Altınel Oteli’nde gerçekleşti. Sayın Türkeş, Murat Bey’le yaptığı görüşmeler sonucunda onu Milliyetçi Hareket Partisi’ne katılmaya ikna etti.

18 Nisan 1999 tarihinde yapılan genel seçimlerde İstanbul’dan aday gösterildi. Seçimlerin ardından 21. Dönem MHP İstanbul Milletvekili olarak parlamentoya girdi ve TBMM Başkanvekilliği görevini üstlendi.

O dönemde Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel’di. Bir zamanlar DYP saflarında siyaset yaparken gündeme getirdiği sine-i millete dönme düşüncesinin ardından, bu kez Sayın Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde huzur içinde görev yapıyordu.

Murat Bey’e neden İstanbul’dan aday olduğu sorulduğunda yanıt vermek istemezdi. Ancak siyasi kulislerde, bu tercihte merhum Alparslan Türkeş’in etkili olduğu konuşulurdu. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. 1999 yılında TBMM Başkanvekilliği görevine getirilmesi, bu yorumları destekler nitelikte değerlendirilirdi.

Bir başka açıklama da aynı aile köklerinden gelen Sayın Süleyman Turan Çirkin’in (Mursaloğlu) Hatay’dan MHP adayı gösterilmesiydi. Aynı aileden iki adayın aynı seçim bölgesinden gösterilmesi, hem milletvekili çıkarma olasılığını azaltabilir hem de partinin bölgedeki oylarını etkileyebilirdi. İki adayın farklı seçim bölgelerinden gösterilmesi ise aynı aileden iki milletvekilinin parlamentoya girmesine ve partinin toplam oylarının artmasına imkân sağlamıştı.

Murat Sökmenoğlu, siyasi yaşamı boyunca pek çok görev üstlendi. TBMM Başkanlık Divanı’nda kâtip üyelik ve idare amirliği yaptı. NATO Parlamenter Asamblesi ve Parlamentolar Arası Türk Grubu üyeliklerinde bulundu. Bir dönem Türk Hava Yolları İdare Meclisi’nde murakıplık görevini de yürüttü. Fransızca ve İngilizce biliyordu.

Sayın Tülin Tükenmez ile evlenen Murat Sökmenoğlu’nun Ata Tayfur ve Kemal Tarık adlarında iki oğlu vardı.

Uzun yıllar süren siyasi yaşamı onu ruhen ve bedenen yormuştu. Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı. Bu nedenle ata toprakları Reyhanlı’ya dönmeye ve yeniden çiftçilikle uğraşmaya karar verdi. Köklerine dönmekten, yaptığı işten ve Mursal Koca (Mursaloğlu) ailesiyle birlikte olmaktan büyük huzur duyuyordu.

Ailesinden ve köklerinden söz etmekten her zaman onur duyardı. Ailenin geçmişini araştıran Ali ve Mehmet Mursaloğlu’ndan övgüyle bahseder, onlar için “Ailemizin aydınlık yarınları” derdi.

Çiftlikte bir kahve, bir ömürlük emanet

Amansız hastalığına yakalanmasından birkaç yıl önce, bir gün öğle saatlerine doğru telefonla aradı.

“Gel hele, çiftlikte bir kahve ikram edeyim,” dedi.

Çok sevinmiştim. Daha önce birkaç kez yüz yüze görüşmüş olmamıza rağmen, zamanın yetersizliği nedeniyle kendisiyle uzun uzun sohbet etme fırsatı bulamamıştım. Bu yüzden Hatay’a, ailesine ve geçmişine ilişkin düşüncelerini yeterince öğrenememiştim. Şimdi önüme önemli bir fırsat çıkmıştı.

Hemen arabaya atladım ve doğruca Tayfur Sökmen Çiftliği’ne gittim.

Gün batımına doğru çiftliğin kapısından içeri girdim. Kapıdaki görevli, geleceğimden haberdar olacak ki yanıma yaklaştı, “Hoş geldiniz,” diyerek bana yolu gösterdi.

Yüksek olmayan bir tepenin üzerine kurulmuş eve doğru ilerlerken merdivenlerin başında onu gördüm. Beyaz sakalı, geriye doğru taranmış saçları ve yorgunluğun ağırlığıyla adeta yer çekimine direnen bedeniyle beni bekliyordu. Beklediği konuğun gelmesiyle yüzüne bir anda canlılık geldi.

Birbirimize sarıldık.

“Hoş geldin,” dedi.

Bir taraftan kahvelerimizi yudumluyor, diğer taraftan Amik Ovası, pamuk üretimi ve çiftçiliğin zorlukları üzerine sohbet ediyorduk. Birden elimden tuttu ve beni evin giriş salonuna götürdü.

Sağ eliyle ana duvarın ortasında asılı duran babasının resmini, sol tarafta Hatay Devleti bayrağını, sağ tarafta ise Türk bayrağını gösterdi. Sonra gözlerimin içine bakarak şöyle dedi:

“Bunlar bize emanet edilen kutsalımız. En sonuncumuzun başı düşmeden asla bunlar yerinden oynamaz!”

Bu sözleri söylerken bana endişeli gözlerle baktı. Son zamanlarda Hatay’da ve yakın çevresinde yaşanan gelişmelerin kendisini derinden üzdüğü ve kaygılandırdığı belliydi.

Bunları benimle paylaşmanın verdiği rahatlıkla derin bir nefes aldı. Elini omzuma koyarak beni yeniden sohbet masasına kadar götürdü.

Omzuma koyduğu el, gerçek bir yurtseverin dostça ve kucaklayıcı eliydi.

Sohbetimiz sırasında siyasi yaşamından söz etmeye başlamışken birden:

“Dur hele,” dedi. “Önce senden bir ricam var. Haftaya İstanbul’dan ailem ve bazı dostlarım Antakya’ya gelecek. Onlarla ilgilenmeni, kenti gezdirmeni istiyorum. Aralarında eşim Tülin Hanım ve torunum Ata da var. Onların benim için ne kadar kıymetli olduğunu biliyorsun. Onlar sana emanet.”

Geçmişte cemaat vakfımızla ilgili istek ve sorunlarımızı dile getirmek üzere Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’le görüşme talebimizi yalnızca üç gün içinde gerçekleştirmiş, TBMM’yi gezmemize öncülük etmiş ve bütün heyetimizi Meclis lokantasında ağırlamış değerli bir insana nasıl hayır diyebilirdim?

Hemen ayağa kalktım.

“Bana bu görevi verdiğiniz için büyük mutluluk ve onur duydum. Geçmişte cemaatimize yaptığınız hizmetleri asla unutamam,” dedim.

Bildik kahkahasını atarak karşılık verdi:

“Yahu, sizin isteklerinizi ve sorunlarınızı çözmek bizim asli görevimiz. Bunu yapmazsak aldığımız sorumluluğu yerine getirmemiş oluruz. Oysa senin yaptığın iş tamamen gönüllülük esasına dayanıyor!”

Birlikte gülüştük.

Uzun bir sohbetin ardından, anılarımızı paylaşırken yeniden siyasi yaşamına dönmek istedim.

“Politika yaşamınıza dönelim mi?” diye sordum.

“Dur hele, dur!” dedi. “Ailemizin kökeni ve siyasi tarihi konusundaki çalışmaları, ailemizin iki değerli genci Ali ve Mehmet Mursaloğlu araştırıp yazıyor. Bütün belgeler onlarda. Ne istiyorsan sana versinler.”

“Ben sizin ağzınızdan bir şeyler öğrenmek istiyorum,” dedim.

“Hele bir sor bakalım,” diye karşılık verdi.

Encümen-i Daniş ve devlet tecrübesi

— Siz Encümen-i Daniş’in üyesi misiniz? Bu ne anlama geliyor? Bu danışma kurulu ne iş yapar?

Murat Sökmenoğlu: Encümen-i Daniş, 1850 yılından beri var olan bir gelenek. Üst düzey görevlerde bulunmuş insanların bir araya gelerek ülke meselelerini konuştukları toplantılardan oluşuyor. Biz de bu geleneği sürdürüyoruz. On beş günde bir araya gelip ülke meselelerini değerlendiriyoruz. Ardından tespitlerimizi ve vardığımız sonuçları yazılı hâle getirerek Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a gönderiyoruz. Belki ülkeye bir katkımız olur diye…

— Peki, bu sohbet toplantılarına kimler katılıyor?

Murat Sökmenoğlu: Devlet tecrübesi olan, üst düzey görevlerde bulunmuş emekli isimler katılıyor. Başkanımız eski Meclis Başkanı Necmettin Karaduman’dı. Daha sonra Prof. Dr. Sefa Reisoğlu başkan oldu. Bülend Ulusu var, ben varım, Sayın Kıvrıkoğlu var, Mustafa Aysan var, İlter Türkmen var, Necdet Üruğ var. Özden Sanberk, Köksal Sönmez gibi isimler de bulunuyor. Kısacası devlet tecrübesine sahip, üst düzey görevler yapmış kişiler bir araya gelerek ülke meseleleri üzerine sohbet ediyoruz.

Toplantılarda ele alınan konuları daha sonra Başkanımız Sayın Reisoğlu kaleme alıyor ve Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a gönderiyor. Örneğin Sayın Ahmet Necdet Sezer bunları çok yararlı bulurdu. Bu çalışmalardan faydalandığını söyler, raporları göndermemizi isterdi.

— Mademki Encümen-i Daniş 1850 yılından beri varlığını sürdürüyor, bugüne kadar bu kurulda görev yapmış önemli devlet insanları da olmalı.

Murat Sökmenoğlu: Elbette. Bunlardan biri de merhum babam Tayfur Sökmen’dir. Eski Başbakan Sadi Irmak, Kemal Kayacan, Kâzım Orbay, İrfan Özaydınlı, Falih Rıfkı Atay, Memduh Tağmaç, Cihat Baban, Fahrettin Altay, Celal Eyiceoğlu, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi önemli görevlerde bulunmuş, deneyimli devlet insanları da bu geleneğin içinde yer almıştır.

Bunların her biri kendi alanında uzman kişilerdi. İleri sürdükleri görüş ve düşünceler, devletin bekası ve gelişimi açısından önemliydi. Devlet neden bu birikimden yararlanmasın ki? Üstelik yapılan toplantılar gizli saklı değil. Açık ve net biçimde gerçekleştiriliyor.

— Anlıyorum. Bir soru daha sorabilir miyim?

“Buyurun, hadi sor!”

— Mademki aileniz ‘Koca Mursal (Mursaloğlu)’ olarak tanınıyor, neden Sökmen soyadını kullanıyorsunuz?

Murat Sökmenoğlu: Biliyorsunuz, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı. O yıllarda babama, Mardin yöresinde yaşamış Artuklu beylerinden Sökmen Bey’in adı soyadı olarak verilmiştir. Bu soyadını yalnızca babam kullandı. Ben ise her iki soyadının birleşiminden oluşan “Sökmenoğlu” soyadını kullanıyorum. Ancak beni herkes “Mursaloğlu” olarak tanır.

Mesela aynı soy kökünden gelen Çirkin ailesi, nazar değmesin düşüncesiyle “Mursaloğlu” soyadı yerine “Çirkin” soyadını kullanıyor.

— İzin verirseniz son bir soru daha sormak isterim. Cumhurbaşkanlığına hiç vekâlet ettiniz mi?

Murat Sökmenoğlu: Evet, ettim. Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, Hollanda Kraliçesi Beatrix’in davetlisi olarak 3-5 Nisan 2001 tarihlerinde Hollanda’ya gittiğinde Cumhurbaşkanımıza vekâlet ettim.

Son kahveler, son görüşmeler

Bu uzun sohbetimizden sonra, eski bir sabunhaneden otele dönüştürülmüş tesisin avlusunda birkaç kez daha buluştuk, birlikte kahve içtik.

Son görüşmemizde amansız hastalığıyla ilgili yeni gelişmeler olmuştu. Hastaneye yatması gerekiyordu. GATA’da yürütülen uzun ve yorucu tedavi sürecinin ardından hastalık, ne yazık ki ona yaşam hakkı tanımadı.

20 Haziran 2014 tarihinde aramızdan ayrıldı. TBMM’de düzenlenen törenin ardından, Beyazıd-ı Bestami Hazretleri Türbesi’nin bulunduğu aile mezarlığında son yolculuğuna uğurlandı.

Bir insanı anmak için…

Bir insanı anmak için bir nedeniniz olmalı.

Ona özlem duyabilirsiniz.
Bir anı, onu yeniden hatırlatabilir.
Bazen sevgidir, bazen dostluk…
Hiçbir neden yokken bile onu aklınıza düşüren, içinizde yaşattığınız bir duygudur.

Onunla görüşmeye gittiğinizde sizi her zaman kocaman bir gülümsemeyle karşılardı. Ona sarıldığınızda sevginin ve dostluğun sıcaklığını yüreğinizde hissederdiniz.

“Dostum, arkadaşım, saygı ve sevgi duyduğum insan” dediğiniz kişinin sizin için taşıdığı anlam ne olursa olsun, sizi ona bağlayan duygunun adı sevgidir.

Bu sevgiyi herkesle paylaşmak istemezsiniz. Çünkü o, yalnızca sizin yüreğinizde taşıdığınız özel bir değerdir. Bu erdem, o insana aittir.

Atatürk’ten sonra sine-i millete dönen tek milletvekilinin Murat Sökmenoğlu olduğu yönündeki tarihsel iddia, onun siyasi yaşamını anlatırken özellikle hatırlatılmaktadır. Onu genç kuşaklara tanıtmak, yalnızca geçmişte yaşanmış bir siyasi olayı aktarmak değildir. Aynı zamanda yurtseverliği, siyasi ahlakı ve verdiği sözün arkasında durmayı önemseyen bir insanı gelecek kuşaklara anlatmaktır.

Murat Sökmenoğlu’nu yakından tanıyanlar, vatan sevgisini her şeyin üzerinde tuttuğunu bilirler. Babası Tayfur Sökmen’den devraldığı devlet yönetimi anlayışı, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye verdiği öğütlerde dile getirilen düşüncelerle de örtüşüyordu:

“Ey oğul! Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.

Azminden dönme, çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil.

Her işin gereğini vaktinde yap. İnsanları yaşat ki, devlet yaşasın!”

İnsana en yakın gerçek ölümdür. Çünkü ölüm, tanımlanması güç bir yolculuğun adıdır. Bittiği düşünülen bir yolun belki de yeniden başlaması, sonsuz hayata, yani gerçek olana atılan ilk adımdır.

Murat Sökmenoğlu da ataları gibi, Kırıkhan-Hassa karayolunun kuzeyinde, küçük bir tepe üzerinde kurulu Darb-ı Sak Kalesi’nin içinde bulunan Beyazıd-ı Bestami Hazretleri Türbesi’nin bahçesindeki aile mezarlığına defnedilmek istemişti.

Amacı evliya olmak değildi. Evliyalar hatırlandıkça kendisinin de hatırlanmasını istiyordu.

Sevdiğiniz bir dostu kaybettiğinizde içinizi buruk bir hüzün kaplar. Bazen gözlerinizden birkaç damla yaş süzülür. Zaman geçer, hayat devam eder. Usunuz onu unutur mu, bilmem… Ama bu topraklar için yazılacak tarihte, onun adı ve hatırası her zaman saygıyla anılacaktır.

Ölümünün beşinci yıl dönümünde merhum Murat Sökmenoğlu’nu saygı ve sevgiyle anıyorum.

Işıklar içinde uyu, “Koca Mursal” Murat Sökmenoğlu…

Murat Sökmenoğlu 11
Murat Sökmenoğlu 11
Murat Sökmenoğlu 12
Murat Sökmenoğlu 12
Murat Sökmenoğlu 13
Murat Sökmenoğlu 13
Murat Sökmenoğlu 14
Murat Sökmenoğlu 14
Murat Sökmenoğlu 15
Murat Sökmenoğlu 15
Murat Sökmenoğlu 16
Murat Sökmenoğlu 16
Murat Sökmenoğlu 17
Murat Sökmenoğlu 17
Murat Sökmenoğlu 18
Murat Sökmenoğlu 18