Camın Işığında 3.500 Yıllık Kültürel Miras

Camın Işığında 3.500 Yıllık Kültürel Miras

Antakya’nın Cam Geleneği ve Şadi Asfuroğlu Cam Evi

Cam, doğanın özünde bulunan, yeniden dönüştürülebilen ve ışıkla buluştuğunda büyüleyici bir güzelliğe kavuşan kristalize bir maddedir. Saydamlığı sayesinde ışığı geçirir; kırılma noktasında ise ışığın renklerini ortaya çıkarır. Bir an gelir, yeryüzünün karanlığından gökyüzünün aydınlığına uzanan rengârenk bir gökkuşağından taç takar başınıza. O taçla kendinizi evrenin büyülü dünyasında bulursunuz.

Bir yüzüne cıva sürülmüş camın karşısına geçip diğer yüzüne, “Ben kimim?” diye sorduğunuzda yanıt gecikmez: “Kendini tanı!”

O anda gözlerinizde bir güven belirir, geleceğe dair umut ışığını yakarsınız. Kendi yansımanızla göz göze gelir, sevecenlikle “Ben buyum.” dersiniz. Kendinizle tanışır, kendinizi yeniden keşfedersiniz.

Öyleyse gelin, bizi kendimizle tanıştıran camın büyülü dünyasını ve onun binlerce yıllık serüvenini birlikte tanıyalım.

CAMIN TARİHSEL SERÜVENİ

Camın ilk kez nerede ve nasıl keşfedildiği henüz kesin olarak açıklığa kavuşturulamamış olsa da arkeolojik bulgular, insanın camı bir eşya ve süs malzemesi olarak Mezopotamya’da MÖ 3. binyılda kullanmaya başladığını göstermektedir.

İlk dönemlerde değerli taşları taklit etmek amacıyla üretilen cam objeler, sonraki bin yıl boyunca yaygın biçimde kullanılmış; MÖ 1500’lü yıllardan itibaren ise cam vazolar ve çeşitli kullanım eşyaları hızla çoğalmıştır. İşlenmiş camın en eski örneklerinden biri, Eshnunna’da (Tell Asmar) bulunan ve yaklaşık MÖ 2350 yılına tarihlendirilen açık mavi renkli silindir biçimindeki cam çubuktur.

Anadolu’da da camın erken dönemlerden itibaren tanındığını, Kültepe-Kaniş’te ele geçirilen kaya kristalinden aslan heykelciği gibi buluntulardan anlıyoruz. MÖ 2. ve 1. binyıllara ait Mezopotamya kil tabletleri de camın kullanımı ve üretimi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

Cam kap üretiminde kullanılan en eski tekniklerden biri iç kalıp tekniğidir. Bu teknikle yapılmış erken örneklerden biri, Türkiye-Suriye sınırına yakın Amik Ovası’ndaki Tell Atchana’da (Alalakh) bulunan, yarı saydam mavi cam üzerine beyaz cam ipliğiyle bezemeli bir şişe boynu parçasıdır. Bu buluntu MÖ 16. yüzyıla tarihlendirilmektedir.

MÖ 1200'lerde Hitit Devleti’nin yıkılmasıyla başlayan Erken Demir Çağı’nda cam üretiminde belirgin bir gerileme yaşanmıştır. Anadolu’da MÖ 1200 ile MÖ 9. yüzyıl arasındaki döneme ait cam eserlere çok az rastlanırken MÖ 8. ve 7. yüzyıllarda cam kap üretimi yeniden canlanmış ve yaygınlaşmıştır. MÖ 6. yüzyılda Doğu Akdeniz’de iç kalıplama yöntemiyle cam üretimi devam etmiştir.

Camcılık tarihindeki en önemli gelişmelerden biri, MÖ 1. yüzyılın sonlarına doğru cam üfleme tekniğinin ortaya çıkmasıdır. Bu teknik, cam üretimini kolaylaştırmış ve yeni biçimlerin ortaya çıkmasına imkân sağlamıştır.

MS 4. yüzyılda Roma’da figürlü kesme camlar, yaldızlı camlar ve kafes kaplar üretilmeye başlanmıştır. Dönemin önemli cam üretim merkezleri arasında İtalya, Belçika ve Ren Bölgesi bulunuyordu. MS 9. yüzyıla kadar bu bölgelerde cam üretimi sürmüştür.

MS 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla Roma’daki camcılık gerilerken bu gelenek Bizans’ta varlığını sürdürmüştür. Bizans şehirlerindeki cam atölyelerinde sofra kapları, süs eşyaları ve mimari yapılarda kullanılan cam elemanlar üretilmiştir.

Selçuklular döneminde çeşitli cam kapların yanı sıra cami ve medrese gibi önemli yapıların pencerelerinde kullanılmak üzere camlar da üretilmiştir. İslam sanatında, özellikle Memlükler döneminde cam kandiller önemli bir yer edinmiştir. Osmanlı döneminde ise İstanbul, özellikle fetihten sonra, camcılığın başlıca merkezlerinden biri hâline gelmiş; cam üretimi önemli bir sanayi ve sanat dalı olarak gelişmiştir.

YÖREMİZDE CAMIN SERÜVENİ

Yöremizde camın binlerce yıllık geçmişine ışık tutan önemli buluntular, Antakya-Reyhanlı yolu üzerindeki Alalakh Höyüğü kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Koç Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen kazılarda ele geçirilen ve MÖ 16-15. yüzyıllara tarihlendirilen buluntular, bugün Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Yaklaşık 3.500 yıllık bir geçmişe sahip olan cam üretim sanatı, yöremizde kuşaktan kuşağa aktarılan bir kültürel miras olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak bu köklü geleneğin sanayi boyutundaki son temsilcisi olan Sayın Aner Parmaksız’ın ekonomik nedenlerle cam fabrikasını kapatmasıyla Antakya’daki cam üretim sanayisi şimdilik tarihsel yolculuğunu tamamlamıştır.

Buna karşılık, diş hekimi olmasına rağmen cam üretimine gönül veren, bilgi birikimini, düşüncelerini ve ruhunu bu sanata katan cam üfleme sanatçısı Sayın Şadi Asfuroğlu, geleneği sanatsal üretim yoluyla yaşatmaya devam etmektedir.

Öyle ki çalışma atölyesi artık bir müzeyi andıran özel bir mekâna dönüşmüştür. Antik cam üfleme ve rölyef cam üretimi, onun ellerinde geçmişle bugün arasında kurulan bir kültür köprüsü hâline gelmiştir.

ŞADİ ASFUROĞLU KİMDİR?

Şadi Asfuroğlu, 1962 yılında Antakya’da doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından 1979 yılında Antakya Lisesi’nden mezun oldu. Bir yıl İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Fakültesi’nde öğrenim gördükten sonra Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne geçti ve 1987 yılında mezun oldu. O tarihten bu yana Antakya’da serbest diş hekimi olarak çalışmaktadır.

Takı ve heykel yapımına, rölyef sanatına duyduğu ilgi; Kültür Bakanlığı’nın Kültürel Hediyelik Eşya Tasarım Yarışması’yla birlikte cam üretimine yönelmesini sağladı. Bu merakı, onu antik cam üfleme sanatçısı Sami Coşkun’la tanıştırdı.

Sami Coşkun’dan öğrendiği tekniklerle ürettiği antik üfleme cam eserler, Roma ve Bizans dönemlerine ait gözyaşı ve parfüm şişelerinin yeniden yorumlanmış örnekleridir.

Üfleme cam çalışmalarının yanı sıra rölyef cam üretimi için de gerekli fırın ve atölye altyapısını oluşturmuştur. Atölyesinde cam çökertme (slumping), cam hamuru (pâte de verre), füzyon (fusing) ve yüksek ısıda cam boyası sabitleme teknikleri uygulanabilmektedir.

Şadi Asfuroğlu, 1996 yılından bu yana T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na antik üfleme cam ürünleri sunan el sanatları ustalarımızdan biridir.

MÜZEYE DÖNÜŞEN CAM EVİ’Nİ ONDAN DİNLEYELİM…

Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip eski bir Antakya evini satın alarak burada, artık müzelik değere ulaşmış Antakya’ya özgü yeşil cam eserleri sergilemeye başladık. Sözünü ettiğim bu ev, anneannemin babası tarafından yaptırılmış, ailemizin büyük eviydi.

CAMIN TARİHİ GELİŞİM SÜRECİNDEN KISACA SÖZ EDER MİSİNİZ?

Camın ilk keşfedildiği bölgelerden birinin Antakya ve çevresi olduğu düşünülmektedir. Tarih kitaplarında, camın tesadüfler sonucunda ilk kez Doğu Akdeniz’de; Antakya ve güneyindeki Kuzey Suriye kıyılarında, Beyrut ve Sayda çevresinde keşfedildiğine ilişkin görüşlere yer verilir. Aynı dönemlerde ya da daha sonraki yıllarda Mısır ve Mezopotamya’da da camın keşfedildiği anlatılır.

Yaklaşık 5.000 yıl önce ortaya çıkan bu parlak madde, aslında ateşin keşfiyle başlayan uzun bir serüvenin ürünüdür. İnsan eliyle şekillenen bu sihirli madde, zaman içinde sayısız biçime ve işleve kavuşmuştur.

NE TÜR KAPLAR ÜRETİLİRDİ?

Binlerce yıldır Antakya ve çevresinde üretilen cam eşyalar, Anadolu’nun pek çok bölgesine ve başka ülkelere gönderilmiştir.

Antakya ve çevresinde sıvı ve kuru gıdaları saklamak amacıyla farklı biçimlerde kavanozlar, katremisler, şişeler, damacanalar (elfiler), cam martabanlar, yoğurt kapları ve tabaklar üretilirdi.

Bu ürünlerin önemli bir bölümü, eski camların eritilerek yeniden şekillendirilmesiyle elde edilirdi. Kırılan cam kaplar ve kullanılmaz hâle gelen pencere camları, ustalar tarafından eritilir; tekrar tekrar şişe ve kavanoza dönüştürülürdü. Böylece cam, yeniden hayat bulur ve üretim döngüsünü sürdürürdü.

1940’LARDAN SONRA ANTAKYA’DA CAM SANAYİSİ VAR MIYDI?

1940 yılına kadar bu işleri daha çok gezgin atölyeler yürütürdü. Gezgin cam ustaları, Antakya’nın uygun yerlerine kurdukları atölyelerde ve cam ocaklarında, Antakya ve çevre köylerden topladıkları kırık camları eriterek yeni cam objeler üretir ve satarlardı.

1940’lı yıllarda rahmetli babam Asaf Asfuroğlu ve birkaç girişimci, Suriyeli cam ustalarından bazılarını Antakya’ya getirerek ilk düzenli ve sabit cam atölyelerinden birini kurdular.

Daha sonraki yıllarda rahmetli amcalarım Ali Asfuroğlu ve Ferit Asfuroğlu da bu çalışmalara katıldılar. Hatta Ali amcam, mesleğini geliştirmek amacıyla İstanbul’a giderek Paşabahçe’de ve başka özel cam fabrikalarında çalıştı.

Antakya’ya döndükten sonra babamla birlikte usta ve işletmeci olarak yıllarca cam şişe ve kavanoz ürettiler. Babam, imalathanede üretilen kavanozları kendi kamyonuyla Anadolu’nun çeşitli bölgelerine götürerek satardı. Dönüşte ise aynı kamyonla kırık ve atık camları toplayıp Antakya’ya getirirlerdi. Bazen atık cam bulamadıkları zamanlarda Antakya’nın ihtiyaç duyduğu pirinç, şeker, buğday gibi ticari ürünleri de getirirlerdi.

Zamanla cam üretimi Antakya için önemli bir sanayi koluna dönüştü ve yeni işletmeler kuruldu. Burada üretilen yeşil camlar Türkiye’nin pek çok yerine ulaştı; sayısız evin mutfağında ve kilerinde kendine yer buldu.

BABANIZ NE ZAMAN İŞİ BIRAKTI?

Babamın yoğun çalışma temposu, 1964 yılında ani vefatıyla sona erdi. Bunun üzerine cam atölyemiz kapandı.

Ali amcam ise İskenderun’da kurduğu cam atölyesini, nedenlerini tam olarak bilmediğim sebeplerden dolayı kapatmak zorunda kaldı. Daha sonra Almanya’ya çalışmaya gidenlerin arasına katıldı. Ancak Antakya’daki diğer cam atölyeleri üretimlerini sürdürdüler.

Bu güzel ve çevreci üretim biçimi, uzun yıllar boyunca pek çok aile için önemli bir geçim kaynağı oldu.

ANTAKYA CAM SANAYİSİ NEDEN YOK OLDU?

Plastiğin hayatımıza girmesiyle birlikte cam ürünlerin kullanımında azalma başladı. Sayın Aner Parmaksız’a ait olan Antakya’nın son cam fabrikası da ne yazık ki 2004 yılında, ekonomik koşulların ve plastik ürünlerin yaygınlaşmasının etkisiyle kapanmak zorunda kaldı.

Böylece binlerce yıllık Antakya cam geleneğinin sanayi üretimi boyutu da sona erdi.

Asfuroğlu ailesinin öncülük ettiği yeşil Antakya cam geleneğinin özgün örnekleri, fabrikaların kapanması ve yeniden üretilme ihtimallerinin azalmasıyla müzelik bir değer kazandı. Bu çok özel cam koleksiyonunu Cam Evi’nin müze bölümünde görmek mümkündür.

Ben de ailemin geliştirdiği yeşil Antakya cam geleneğini küçük şişeler, cam yüzükler, cam sikkeler ve cam rölyeflerle yaşatmaya çalışıyorum.

Antik Cam Evi’nde oluşturduğum üfleme ve rölyef cam atölyesinde, sevgili hocam Sami Coşkun’dan öğrendiğim teknikleri kullanarak Roma, Bizans ve Fenike dönemlerine ait arkeolojik eserlerin yeniden üretimlerini gerçekleştiriyorum.

Arkeoloji müzelerinde bulunan gözyaşı şişeleri, koku şişeleri, ilaç ve zehir saklama kapları, sıvı kapları, cam bilezikler, kolyeler, yüzükler ve cam sikkelerin reprodüksiyonlarını yapmaya çalışıyorum.

ANTİK CAM EVİ’Nİ GELECEKTE NE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Cam eseri üretmek, biraz bilgi, biraz ilgi ve yetenek gerektiren özel bir sanat dalıdır. Bunun için çok zaman ayırmak gerekir.

Hobi olarak başladığım bu süreç, gün geçtikçe daha fazla zamanımı almaya başladı. Üstelik ekonomik giderleri de oldukça yüksek. Bu nedenle ne bir yardımcı çalıştırabiliyorum ne de bu mesleği öğrenmek isteyenlere düzenli eğitim verebiliyorum.

Yaklaşık 3.500 yıldır bu topraklarda ışıldayan cam kültürünün geçmişini artık tek başıma taşıyamaz hâle geldim. Bir gün ben de yorulup bu işi bırakmak zorunda kalırsam, bu sanat Antakya’da kaybolacak. Yazık olmaz mı?

“Tabii ki yazık olur…”

Öyleyse bu sanatın burada yaşamaya devam edebilmesi için, yaptığım çalışmanın kültürel açıdan yerel yönetimler ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunması ve sahiplenilmesi gerekir.

Bu mekânın “Cam Müzesi ve Antakya Cam Okulu” olarak yaşatılması gerektiğini düşünüyorum.

Umarım dileğiniz gerçekleşir. Çünkü camın ışığı yalnızca geçmişimizi aydınlatmıyor; doğru sahip çıkabilirsek geleceğimize de ışık tutabilir.

Sağlıcakla kalın.

Jozef Naseh
Arkeolog

Şadi Asfuroğlu 11
Şadi Asfuroğlu 11
Şadi Asfuroğlu 12
Şadi Asfuroğlu 12
Şadi Asfuroğlu 13
Şadi Asfuroğlu 13
Şadi Asfuroğlu 14
Şadi Asfuroğlu 14
Şadi Asfuroğlu 15
Şadi Asfuroğlu 15
Şadi Asfuroğlu 16
Şadi Asfuroğlu 16
Şadi Asfuroğlu 17
Şadi Asfuroğlu 17
Şadi Asfuroğlu 18
Şadi Asfuroğlu 18
Şadi Asfuroğlu 19
Şadi Asfuroğlu 19
Şadi Asfuroğlu 110
Şadi Asfuroğlu 110
Şadi Asfuroğlu 111
Şadi Asfuroğlu 111