Gazetesini ve Kalemini Satmayan Gazeteci Günay Çelenk

Gazetesini ve Kalemini Satmayan Gazeteci Günay Çelenk

Antakya basınının efsane isimlerinden Günay Çelenk, 1933 yılında Antakya’da dünyaya geldi. Gazetecilik mesleğini babası Selim Çelenk’ten öğrenmiş, onun taşıdığı bayrağı devralarak bu mesleğin onurlu temsilcilerinden biri olmuştu.

İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Antakya’da tamamladı. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yükseköğrenimine başladı. Ancak babası gibi gazeteci olma arzusu ve büyük bir şehirde öğrenci olmanın getirdiği güçlükler nedeniyle üçüncü sınıfta öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı ve Antakya’ya döndü.

27 Mayıs 1960 sonrasında askerliğini yedek subay öğretmen olarak yaptı. Askerlik görevini tamamladıktan sonra ailesinin yayımladığı Atayolu gazetesinde gazeteciliğe başladı. Mesleğin inceliklerini kısa sürede kavradı. Babasına ait Yenigün Matbaası’nın yöneticisi ve Atayolu gazetesinin yazarlarından şair Kemal Karaömeroğlu, onun gazetecilik alanında yetişmesinde önemli rol oynadı.

Günay Çelenk mesleğini çok seviyordu. Haberler yazıyor, hiciv türündeki fıkralarıyla da okuyucularının ilgisini çekiyordu. Yazıları beğeni kazanınca babası ona bir daktilo aldı. Artık kendisine ait bir daktilosu olan genç bir gazeteciydi.

Antakya’da yaşanan siyasi, kültürel ve sportif gelişmeleri yakından takip ediyor; gündelik hayatın içinden haberler çıkarıyor, bunları yazıya dökerek dizgiye hazır hâle getiriyordu. Gazetecilik, onun için yalnızca bir meslek değil, hayatın bütününe yayılan bir tutkuydu.

Bu yoğun çalışma hayatı sürerken Günay Çelenk’in özel yaşamında da yeni bir dönem başladı. 17 Kasım 1966 tarihinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunu Yüksek Ziraat Mühendisi Sevinç Gökalpay ile evlendi. Bu evlilikle hayatı daha da renklendi. Selim, Yavuz ve Zinnet adını verdikleri üç çocukları oldu. Selim tıp doktoru, Yavuz yüksek mimar-restoratör oldu; Zinnet ise iş hayatına atıldı.

Yıllar geçtikçe Atayolu gazetesinin yazı kadrosu da genişledi. Abdürrezzak Beşir gazetede yazmaya başladı. Beşir, günlük yazısını kaleme almak için çoğu zaman Günay abinin daktilosunun boşalmasını beklerdi. Köşesinde düzenli olarak yazılar yayımlardı. Gönüllü yazarlar Emin Yükselen, Sabahattin Saraç ve ben de yazılarımızı Günay Bey’e teslim eder, dizgiye hazırlanmasını isterdik.

Sabahattin Saraç’ın kendine özgü bir alışkanlığı vardı. Önce kahvesini söyler, ardından yazdığı metni son kez dikkatle gözden geçirir, ancak ondan sonra dizgiye verilmesini isterdi.

O yıllarda dizgi, kurşun harflerin tek tek yan yana dizilmesiyle yapılırdı. İki sayfalık bir gazetenin dizgisi bile büyük emek ve zaman gerektirir, bazen bir günü bulurdu. Gazetenin emektarı Mehmet Hammuş, Hamza Ezer’in de yardımıyla zamanla yarışarak çalışır; ertesi günün gazetesini yetiştirmek için büyük çaba harcardı.

Hamza Ezer, sonraki yıllarda dizgi görevinin yanı sıra Milliyet gazetesinin spor muhabirliğini de üstlenmişti. Çektiği fotoğrafların bir bölümünü Adana Milliyet Bürosu’na gönderdikten sonra Antakya sporuna ilişkin kareleri plastik kalıplara aktarır, baskıya yetiştirmeye çalışırdı. O dönemin gazeteciliği, bugünkü teknolojik imkânlardan yoksun olsa da büyük bir özveri, dayanışma ve meslek aşkıyla yürütülürdü.

Günay Çelenk, hayatın insana yalnızca sevinçler değil, derin acılar da yaşatacağını elbette biliyordu. İlk büyük acısını 29 Kasım 1973 tarihinde babası Selim Çelenk’in vefatıyla yaşadı.

Ulusal basın ve dönemin tek televizyon kanalı olan TRT, bu haberi âdeta söz birliği etmişçesine, “Mücahit gazeteci Selim Çelenk yaşamını yitirdi” başlığıyla duyurdu.

Günay Bey, gururla üzüntünün aynı anda yaşanabileceğini o gün daha derinden hissetti. O, mücahit bir gazetecinin oğluydu. Babasının mesleki mirasıyla duyduğu gurur, kaybının yarattığı acıyı bir nebze olsun hafifletmişti.

Artık bayrağı tek başına taşıma zamanı gelmişti. Günay Çelenk, bu ağır sorumluluğu başarıyla üstlendi. Antakya basınının denge unsuru, başvuru kaynağı, hakemi ve örnek gazetecisi oldu. İdari makamlar nezdinde büyük bir itibara ve ağırlığa sahipti. Sözü dinlenir, mesleki birikimine güvenilirdi.

1990 yılında Sabahattin Ezer, Gassan Seyfittinoğlu, İhsan Alibaba, Mehmet Tekin ve Mehmet Ezer gibi dostlarıyla bir araya gelerek Antakya Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşunda öncü rol oynadı. Cemiyet, ilk olarak Valilik tarafından 23 Temmuz İş Hanı’nda tahsis edilen bir odada faaliyet göstermeye başladı. Daha sonra cemiyet için satın alınan daireye taşınılarak çalışmalar burada sürdürüldü.

Günay Çelenk, babasının vefatından sonra meslek hayatının en büyük üzüntülerinden birini de 1992 yılında yaşadı. Teknolojik gelişmelerin gerisinde kalan Atayolu gazetesini kapatmak zorunda kaldı. Yıllarca emek verdiği, adeta hayatını adadığı gazetenin yayın hayatına son vermek onun için kolay değildi.

Meslek yaşamı boyunca pek çok ödül aldı. Gazetecilik dünyasından ve farklı alanlardan unutamadığı dostları oldu. Hürriyet gazetesi yazarı ve Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Turgut Kazan, ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler ve Hüsamettin Cindoruk, hatırladığımız isimlerden bazılarıdır.

1975 yılında Rauf Denktaş’ın Hatay ziyareti sırasında, kendisinin uzaktan da olsa Denktaş’la akrabalık bağı bulunduğunu öğrenmesi de Günay Bey için hoş bir sürpriz olmuştu.

Günay Çelenk, on iki yıl boyunca Antakya Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüttü. Bununla da yetinmedi; 1996 yılında cemiyetin Türkiye Gazeteciler Federasyonu’na üye olmasını sağladı. Babası Selim Çelenk’in anılarını derleyerek kitap hâlinde yayımladı. 2002 yılında Antakya Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı görevinden ayrıldı.

Sonraki yıllarda Güneyde Kültür dergisinde Mehmet Tekin’le birlikte çalıştı. Günay Çelenk’in bir başka tutkusu da bulmacalardı. Adeta bir bulmaca hastası ve ustasıydı. En zor bulmacaları çözer, ödüllü olanları ilgili yayınlara gönderir ve çoğu zaman ödül kazanırdı.

Günay Çelenk benim gazetecilikte ustamdı. Yazı yazmayı, insanlara insanca davranmayı ve yurtseverliği ondan öğrendim. Onu anlatmak, hele böylesine yoğun duygular içindeyken, benim için hiç kolay değil.

Galiba gazetenin emektarlarından Hamza Ezer’in söylediği gibi, o “Antakya’nın Abdi İpekçi’si” idi.

Toplumsal uzlaşıyı ve barışı önceleyen yazılarında beyaz güvercinler hiç eksik olmazdı. Kalemini eline aldığı zaman da almadığı zaman da güvercinler onun dünyasının bir parçasıydı. Çünkü o, gazeteciliği yalnızca haber vermek olarak görmez; insanları bir araya getirmeyi, farklı düşünceler arasında köprü kurmayı ve toplumsal barışa katkıda bulunmayı da mesleğinin sorumluluğu sayardı.

Günay Çelenk, Antakya’da gazeteciliğin onuru oldu.

O, hiçbir zaman kalemini de gazetesini de satmadı. Dönemin bütün siyasi iktidarlarıyla, doğru bildiklerinden ödün vermeden mücadele etti. Baskılar gördü ama yılmadı. Gazetesi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığında kimseden yardım dilenmedi; kimseye el açmadı, kimseye eyvallah etmedi. Kendi imkânlarıyla gazetesini ayakta tutmaya çalıştı.

Kalemini satmayan, kişisel çıkarlarını değil toplumsal yararı önceleyen, meslek ahlakından ve onurundan ödün vermeyen bir beyefendi gazeteciydi.

Ustam Günay Çelenk’i 24 Mart 2014 tarihinde Hakk’ın rahmetine uğurladık.

Yaşamı, kişiliği ve onurlu duruşuyla yeri kolay kolay doldurulamayacak bir gazeteciydi. Ardında yalnızca yazılar ve haberler değil, aynı zamanda meslek ahlakına, dürüstlüğe ve bağımsız gazeteciliğe dair unutulmayacak bir miras bıraktı.

Toprağı bol, ışığı daim olsun.

Jozef Naseh
Arkeolog

Yayın öncesinde kontrol edilmesini önerdiğim noktalar

Metnin tarihsel ve biyografik değerini korumak için bazı ayrıntıların aile arşivi, gazete koleksiyonu veya dönemin tanıklarıyla karşılaştırılması yararlı olacaktır:

  • Doğum ve eğitim bilgileri: 1933 doğum tarihi, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ndeki öğrenim süresi ve askerlik dönemi.

  • Aile bilgileri: Sevinç Gökalpay ile evlilik tarihi ve çocuklarının isimlerinin yazılışı. Metinde bir yerde “Zinnet”, başka bir yerde “Ziynet” biçiminde geçiyordu; tutarlılık için “Zinnet” kullandım.

  • Atayolu gazetesi: Yayına başlama ve kapanış tarihleri; 1992 yılında kapanışın teknolojik nedenlerle gerçekleştiği bilgisi.

  • Antakya Gazeteciler Cemiyeti: 1990 kuruluşu, Günay Çelenk’in başkanlık süresi ve 1996 yılında Türkiye Gazeteciler Federasyonu üyeliği.

  • Rauf Denktaş’ın 1975 Hatay ziyareti: Akrabalık bağına ilişkin anlatının ayrıntıları.

  • Selim Çelenk’in vefatı: 29 Kasım 1973 tarihi ve TRT ile ulusal basında kullanılan haber başlığı.

Başlık için önerim: Mevcut başlık çok güçlü. Çünkü yazının bütününü tek bir meslek ahlakı ilkesi etrafında topluyor: “Gazetesini ve Kalemini Satmayan Gazeteci.” Bu başlığı korumanızı öneririm.

günayçelenk
günayçelenk
selim çelenk
selim çelenk