Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Veysel Eren

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Veysel Eren

Deprem ve çözüm önerileri üzerine yazdığım her makalede, filizlendiğim topraklardan zorunlu olarak ayrılmanın acısını yeniden duyumsuyorum. Bu amaca yönelik yürütülen bilimsel ve eylemsel çalışmaları izledikçe, bir gün yeniden dönme umudum da giderek güçleniyor. Yeniden bir arada olmanın, birlikte yaşamanın özlemini içimde büyütüyor; o günleri iple çekiyorum.

“DEPREMİN YIKICI ETKİLERİNİ, BİLİMSEL ÇALIŞMALAR IŞIĞINDA, KISA SÜREDE GİDERECEĞİZ”

Deprem ve çözüm önerileri üzerine yazdığım her makalede, filizlendiğim topraklardan zorunlu olarak ayrılmanın acısını yeniden duyumsuyorum. Bu amaca yönelik yürütülen bilimsel ve eylemsel çalışmaları izledikçe, bir gün yeniden dönme umudum da giderek güçleniyor. Yeniden bir arada olmanın, birlikte yaşamanın özlemini içimde büyütüyor; o günleri iple çekiyorum.

Geçtiğimiz hafta, 11-12 Ağustos tarihlerinde, Ankara Kent Konseyi’nin ev sahipliğinde, Hatay Sivil ve Sosyal Platformlar Birliği tarafından “Cumhuriyetin 100. Yılında Deprem ve Hatay” konulu bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Veysel Eren, “Üniversitemizin Deprem Sonrası Sorunları ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Bilimsel verilere dayanan bu sunumun ardından, Sayın Rektörümüzle üniversitemizin geleceğine ilişkin kısa bir söyleşi yaptık. Kamu yararını gözeterek gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

J. NASEH: Sayın Rektörüm, öncelikle hepimize geçmiş olsun. Bu zorlu koşullarınızda bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Ankara’da düzenlenen çalıştayla ilgili kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Prof. Dr. V. EREN: Hatay’daki sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek düzenlediği bu çalıştayın çıktılarını, depremin yaralarını sarmak açısından önemli buluyorum. Her ne kadar depremin merkez üssü olmasa da en büyük yıkım Hatay’da gerçekleşti. Bu nedenle Hatay’ın daha özel bir statüde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çalıştayda da özellikle vurgulanan temel mesele buydu.

J. NASEH: Deprem öncesinde üniversitemizin toplam personel sayısı ne kadardı?

Prof. Dr. V. EREN: Deprem öncesinde üniversitemizin toplam personel sayısı yaklaşık 3.200 kişiydi.

J. NASEH: Depremde personelimiz arasında can kaybı yaşandı mı?

Prof. Dr. V. EREN: Depremde 38’i akademik olmak üzere toplam 97 personelimiz yaşamını kaybetti. 43 personelimiz yaralandı. Ayrıca 588 personelimiz birinci dereceden yakınlarını kaybetti. Öğrenci kaybımız ise 278’dir.

Ancak deprem sonrasında da kayıplarımız devam etti. Özellikle akademik personelimizde yoğunlaşan ayrılma ve istifalar sonucunda, 2023 yılının ilk sekiz ayı itibarıyla personel kaybımız; akademik personelde 109, idari personelde 87 olmak üzere toplam 196 kişiye ulaştı.

J. NASEH: Öğrenci kayıplarında ve kayıt durumlarında da benzer bir tablo söz konusu mu?

Prof. Dr. V. EREN: Öğrenci sayılarında da durum bundan farklı değil. Depremde maalesef 278 öğrencimizi kaybettik. Bunun yanı sıra 219 yatay geçiş, 204 kayıt sildirme, azami öğrenim süresi nedeniyle 704 kayıt silme ve 116 kayıt dondurma işlemi gerçekleşti. Bu sayıların artması muhtemeldir. Üniversitemizin bu tercih döneminde ne ölçüde tercih edileceği de belirsizliğini koruyor.

J. NASEH: Böylesine büyük bir yıkım ve can kaybına rağmen üniversitemiz hizmetlerini nasıl sürdürebiliyor?

Prof. Dr. V. EREN: Üniversitemiz, depremin yaşandığı ilk günden bu yana personeline, öğrencilerine ve vatandaşlarımıza hizmet verdi; vermeye de devam ediyor. Bu, elbette depremin hem yapısal hem de duygusal açıdan yarattığı yıkıma rağmen görevlerinin başına koşan personelimiz sayesinde mümkün oluyor.

Üniversitemiz yalnızca kendi personeline ve vatandaşlarımıza değil, deprem sonrasında görevli ya da gönüllü olarak Hatay’a gelen çok sayıda kurum, kuruluş ve derneğe de destek verdi. Başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, İletişim Başkanlığı, 112 Acil ve UMKE ekipleri, Valilik, Emniyet Müdürlüğü, Kızılay ve TRT olmak üzere pek çok kuruma barınma ve altyapı hizmeti sağladık. Bu hizmetlerimizi hâlen sürdürüyoruz.

Ayrıca deprem sonrasında Antakya’da ayakta kalarak hizmet verebilen tek hastane üniversitemizin hastanesiydi. Hastanemiz, yaklaşık üç ay içerisinde acil ameliyatları gerçekleştirebilecek düzeye getirildi. Tüm polikliniklerimizde hasta kabulüne yeniden başlandı.

J. NASEH: Yıkımın ardından üniversitemizin maddi kayıpları konusunda bir değerlendirme yaptınız mı?

Prof. Dr. V. EREN: Elbette yaptık. Depremin ilk etkilerini atlattıktan sonra, nisan ayı başlarında üniversitemiz uzmanları tarafından yapılan incelemelerde, orta ve ağır hasarlı yapılarımızın onarımı için yaklaşık 1 milyar 702 milyon TL kaynağa ihtiyaç duyulduğu belirlendi.

Temmuz ayı itibarıyla, T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan söz konusu hasarların giderilmesi amacıyla 510 milyon TL ek bütçe sağlandı. Daha sonra bu miktara 50 milyon TL daha eklendi.

Söz konusu bütçe; Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Rektörlük binası, yemekhane, kütüphane, İlahiyat Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İletişim Fakültesi ve Tıp Fakültesi binalarının onarımında kullanılmaktadır.

Ancak inşaat maliyetlerindeki artış göz önüne alındığında, bu bütçenin tüm tadilatlar için yeterli olmayacağı açıktır.

J. NASEH: Enerji ve su kullanımında sorunlar yaşıyor musunuz?

Prof. Dr. V. EREN: Üniversite yerleşkelerimizin su ihtiyacı büyük ölçüde kurumumuz tarafından açılan su kuyularından karşılanıyor.

Bu kuyuların bir bölümünün bakım ve onarımı tamamlanmış olmakla birlikte, kampüsteki konteyner kentler nedeniyle mevcut su kaynakları ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalmaya başladı.

Elektrik enerjisi temininde ise çok büyük sıkıntılarımız bulunmuyor. Antakya Meslek Yüksekokulu dışındaki bütün yerleşkelerimizin trafoları mevcut ve ihtiyacımızı yeterli ölçüde karşılıyor.

J. NASEH: Yapılması gerekenleri ve öncelikleri belirlediniz mi?

Prof. Dr. V. EREN: Üniversitemizin kurumsal sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla deprem sonrasında yapısal kaynaklarımızda, yönetim kadrolarımızda ve yeni öğretim yılında karşılaşabileceğimiz sorunları tespit ettik. Bu tespitler doğrultusunda, sorunlarımızı giderebilmek amacıyla risk analizleri yaptık ve çözüm önerileri geliştirdik.

Çözüm önerilerimizi üç aşamada değerlendirdik. Birincil sorunları acil, ikincil sorunları orta vadeli, üçüncü aşamadaki sorunları ise uzun vadeli olarak planladık.

J. NASEH: Öncelikli çözüm önerileriniz nelerdir?

Prof. Dr. V. EREN: Aslında değerlendirdiğimiz bütün sorunlar ve çözüm önerileri öncelikli. Ancak kısa bir süre sonra yeni bir öğretim yılına başlayacağız. Öncelikle bilimsel ve yönetsel kadrolarımızın, hizmetlerimizi sürdürebilecek yeterli sayıya ulaşmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Bu kadroların eşgüdüm içerisinde ve verimli biçimde çalışabilmeleri için barınma ve beslenme gibi temel gereksinimlerinin karşılanması; altyapı ve üstyapı eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor.

Öğrencilerimizin barınma, beslenme ve ulaşım gibi sorunlarını çözebilmek için devlet-millet iş birliğine ihtiyacımız var. Üniversitemizin merkez kampüsü ve ilçelerdeki yerleşkelerinin yakınında bulunan güvenli yapıların, öğrencilerimizin barınma gereksinimlerini karşılayabilmesi için planlama ve çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar için adeta zamana karşı yarışıyoruz.

J. NASEH: Değerli Hocam, yaptığınız değerlendirmelerden anlaşıldığı üzere üniversitemizi, sizi ve öğrencilerimizi oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Bu konuda kamuoyuna iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Prof. Dr. V. EREN: Elbette. Hem şehrimizin hem de üniversitemizin önünde zorlu bir yol var. Bu yolu ancak birlik ve dayanışma içerisinde aşabileceğimizin bilincindeyiz.

Bu noktada en büyük motivasyonumuz, Hatay’ın evlatlarının şehirlerine duydukları büyük özlem ve inançla yeniden ayağa kalkmak için gösterdikleri çabadır. Bizler de bu şehrin insanları olarak, üniversite odaklı bir yeniden kalkınma planının neferleriyiz.

Eğitim hizmetlerinin önündeki engellerin giderilmesini bu nedenle öncelikli görüyoruz. Bunun için devletin her kademesiyle uyum ve iş birliği içerisinde çalışıyor, sivil ve sosyal platformlarla istişarelerimizi sürdürüyoruz.

Deprem sonrasında şehirden ayrılmak zorunda kalan vatandaşlarımız, evlerinin duvarlarına “Bir gün geri döneceğiz” yazmışlardı. Biz de bu özlemin sona ermesi, insanların yeniden yuvalarına ve şehirlerine kavuşabilmesi için ilk günden bu yana aralıksız çalışıyoruz. Bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz.

J. NASEH: Kıymetli zamanınızı bana ayırdığınız ve sorularımı yanıtladığınız için çok teşekkür ederim.

Prof. Dr. Veysel Eren
Prof. Dr. Veysel Eren