Onlar Bizi değil, Biz Onları Seçmeliyiz
Kültürel bellek; insan bilinci ve emeğiyle oluşturulan, kültür taşıyıcıları tarafından yüzyıllar boyunca tekrarlanarak yaşam kültürünün bir parçası hâline gelen, insanın kendi çağını anlamasına ve yorumlamasına yön veren yazılı metinlerin, belgelerin, görsellerin ve ortak birikimlerin bütünüdür.
Bireysel kültür taşıyıcıları, ahlaki değerleri önceleyerek benimsedikleri birikimleri toplumsal belleğe aktarırlar. Toplumsal bellek ise bu birikimi sosyal ve kültürel değerlerle yoğurarak yazılı olmayan kurallar, gelenekler ve ortak kabuller aracılığıyla yaşanabilir bir toplumsal sözleşmeye dönüştürür. Böylece birlikte yaşamanın temelini oluşturan toplumsal uzlaşı meydana gelir.
Yaşadığımız büyük yıkımın ardından yalnızca kentimizin fiziksel dokusu değil, toplumsal yaşamımızın bazı sosyal ve kültürel unsurları da zarar gördü. Bunun sonucunda kimlik kayıpları ve belleğimizde kopukluklar yaşadık. Bunları aşmak, yeniden bir araya gelmek ve toplumsal yapımızı yeniden kurmak kolay değil. Bunun için zamana, sabra ve ortak bir çabaya ihtiyacımız var.
Yıkılmış kent belleğimizi yeniden oluştururken çalışmalarımızı bilim insanlarının öncülüğünde, yerel kültür taşıyıcılarının katkısıyla yürütmeliyiz. Geçmişte yaşanmışlıkların izini sürmeli, belleğimizde kalan değerleri gün yüzüne çıkarmalı ve geleceğimizi bu birikim üzerine inşa etmeliyiz.
Bunun için biraz zamana ve sabra ihtiyacımız var.
Toplumsal uzlaşıyla yeniden yaşanabilir bir kent kültürü oluşturabilmek amacıyla çok sayıda çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarımız ve gönüllü gruplarımız var. Düşünülmesi güç, özveri gerektiren işler başarıyorlar. İnanılmaz bir emek ortaya koyuyorlar.
Sosyal ve kültürel yaşamımızı canlı tutabilmek için kongreler, toplantılar ve çalıştaylar düzenliyorlar. Yemek kültürümüzü yaşatmak ve sürdürülebilir kılmak amacıyla kermesler düzenliyor, konserler veriyor, film gösterimleri gerçekleştiriyorlar. Eğitim alanındaki eksiklikleri gidermeye, öğrencilerin burs ihtiyaçlarını olanakları ölçüsünde karşılamaya çalışıyorlar.
Bütün bu emekleri için kendilerine minnettarız. Emekleri var olsun.
Gözlemleyebildiğim kadarıyla bu kuruluşlar ve gönüllüler, yerel yönetimlerin ve yönetim erklerinin sorumluluğunda olan bazı çalışmaları onlardan önce ve ivedilikle gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Başka örgütlenmelere haksızlık etmemek adına burada herhangi bir kurumun ya da grubun adını vermiyorum. Çünkü hepimiz aynı bütünün parçalarıyız ve öyle kalmalıyız.
Yapılan bu çalışmaların arkasında, ancak hemşerilik duygusuyla açıklanabilecek güçlü bir bağlılık var.
Peki, “hemşerim” derken neyi kastediyorum?
Aynı kültürel çember içinde yaşayan; birlikte üreten; sosyal, kültürel, inançsal ve mitolojik değerleri paylaşan; toplumsal uzlaşıyla ortak bir kimlik oluşturan insanlardan söz ediyorum.
Bu ortak kimliğin merkezinde sevgi vardır. Sevginin özünde ise kardeşçe paylaşım…
Sözünü ettiğim sevgi, karşılık ya da çıkar beklemeden, candan ve gönülden sevmektir.
Onurla “Antekyeliyim” derken kastettiğim de işte bu sevgidir.
Deprem anına kadar gönül kapılarımız sonuna kadar açıktı. Depremden sonra da bu kapıları kapatmadık. Çünkü o kapıdan girecek kişi; güven duyduğumuz, aşımızı ve suyumuzu paylaştığımız, sevdiğimiz hemşerilerimizden biridir.
Peki, bu bütünlük içinde yaşam kültürümüzü yeniden, hep birlikte oluşturabilir miyiz?
Biraz zor, elbette. Ama başarmak zorundayız.
Önümüzde yerel seçimler var. Bu seçimler, kentimizin geleceği açısından yeni bir değerlendirme ve tercih olanağı sunabilir.
Siyasi tercihlerimizi bir kenara bırakarak, yeniden kurmak istediğimiz yaşanabilir kent kültürünü hangi değerler üzerine inşa edeceğimizi düşünmeliyiz. Arınmış bir bilinçle hareket eden, bilimsel değerleri önceleyen, kültürel birikime sahip ve geçmişini erdemlerle donatmış yöneticileri tercih etmek, bu sürecin önemli bir parçası olabilir.
Bunun için hâlâ fırsatımız var. Bu fırsatı geleceğimiz açısından çok iyi değerlendirmeliyiz.
Antakya yıkıldı ama bizler ayaktayız.
Ünlü düşünür Platon'a atfedilen “İnsanın kendini bilmesi, zaferlerin en büyüğüdür” sözünden hareketle, önce kendimizi, değerlerimizi ve nasıl bir kentte yaşamak istediğimizi yeniden düşünmeliyiz. Bu kez zaferimizi, bireysel beklentilerimizin ötesine geçerek hep birlikte taçlandıralım.
Yaptığımız ve yapacağımız çalışmaları, aman ha, yerel seçimlere kurban etmeyelim. Toplumsal dayanışmamızı siyasi ayrışmaların gölgesinde bırakmayalım. Çünkü kentimizi yeniden ayağa kaldıracak olan, seçim dönemleriyle sınırlı bir birliktelik değil; kalıcı bir toplumsal uzlaşıdır.
Onlar bizi değil, biz onları seçmeliyiz!
Güneş doğmak üzere…
Yolumuz bir, yolculuğumuz birlikte olsun.
Saygılarımla,
Jozef Naseh