Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler…
Verseler ne olur ki?
Yaşadığımız şehir, acı ve tatlı günlerimizi paylaştığımız dostlarımız, sevgiyle kucaklaştığımız akrabalarımız, arkadaşlarımız ve birlikte sevgiyle oluşturduğumuz yaşam kültürümüz artık yok. Ama bütün bunları yaşatan anılarımız hâlâ bizimle.
Anılar ne kadar yaşar, bilinmez. Belki de onları yaşatmanın tek yolu, geçmişte yaşadıklarımızı yeniden hatırlamak ve anılarımızın izinden tekrar o günlere dönmektir.
1970'li yıllar benim gençlik yıllarımdı. Bir yandan üniversiteye girebilmek için hazırlık dersleri alırken, diğer yandan ulaşamadığım aşklara kendimi beğendirebilmek için saçlarımı uzatırdım. Bülent Ecevit'e duyduğum hayranlıktan dolayı fırça bıyık bırakırdım. İspanyol paça pantolonlarımın altına, hafif yüksek topuklu, genellikle rugan, ama kadınsı olmayan ayakkabılar giyerdim.
Hafta sonları sinemaya gitmek vazgeçilmezimdi. Ara sıra tiyatro gösterileri düzenlenirdi. Haftalar öncesinden biletlerimizi alır, heyecanla tiyatroya giderdik.
O yıllarda hemen her mahallenin bir futbol takımı vardı. Mahalle aralarında, arsalar üzerinde maçlar yapardık. Oldukça çekişmeli geçen bu karşılaşmalar bazen hakemlerin, bazen de seyircilerin müdahalesiyle yarıda kalırdı.
Bugünün scooter'larının o yıllardaki karşılığını kendimiz yapardık. Tahtadan bir araç tasarlardık: Yatay bir tahtanın üzerine dikey bir tahta daha yerleştirir, ön ve arka tarafına birer bilye takardık. Arka taraftaki bilyenin üzerine fren görevi görmesi için ya eski bir ayakkabının topuk lastiğini ya da araba lastiğinden kopardığımız bir parçayı yerleştirirdik. Böylece kendi imkânlarımızla yaptığımız aracımızla sokaklarda dolaşırdık.
Babamdan aldığım haftalık beş lira harçlık, gençliğimin bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yeterdi.
Anılarımızı yaşadığımız mekânlar artık yok. Öyleyse, hiç değilse anılarımızla yaşayabilmek için hep birlikte o yıllara doğru bir yolculuğa çıkalım.
TELEVİZYONUN HAYATIMIZA GİRİŞİ
1970'li yılların ortalarında televizyon hayatımıza girdi ve yaşam alışkanlıklarımızı derinden değiştirmeye başladı.
Güneş Tecelli ve Cenk Koray
Televizyon en çok hafta sonları izlenirdi. Türkiye, hafta sonlarına bu iki ekran figürüyle başlar, gününü yine onlarla tamamlardı. Güneş Tecelli, geniş ve kalın kemikli gözlükleriyle; Cenk Koray ise kendine özgü, çoğu zaman “soğuk” bulunan esprileriyle dönemin insanlarının hafızasına kazındı.
Pazar programlarının adı Tele Pazar idi. Ev hanımlarının en sıkıcı bulduğu bölümlerden biri ise Tele Spor adıyla anılır, bu bölümde futbol maçlarından görüntülere yer verilirdi.
Programın hafızalarda iz bırakan iki çizgi kahramanı da vardı. Biri İtalyan yapımı La Linea, bizdeki adıyla Bay Meraklı; diğeri ise dünyaca ünlü Pembe Panter idi.
Kaynanalar Dizisi
O yıllarda evlerin içi henüz kalabalıktı. Ailelerin önemli bir bölümü dedeler ve ninelerle aynı çatı altında yaşardı. Dönemin genç anneleri için en zor meselelerden biri de kayınvalideleriyle aynı evi paylaşmaktı.
Kaynanalar dizisi, 1974 yılının mayıs ayında TRT ekranlarında yayınlanmaya başladı. Dizide, Anadolu'dan İstanbul'a göç eden Nuri Kantar ve ailesinin büyük şehre uyum sağlama çabaları mizahi bir dille anlatılıyordu. Dizi, dönemin aile ilişkilerini ve toplumsal değişimini ekranlara taşıyan yapımlardan biri oldu.
Seks Sinemaları ve Seks Filmleri
1970'li yıllar, Yeşilçam sinemasının ciddi bir itibar kaybı yaşadığı dönemlerden biri oldu. Elbette Türk sinemasının en komik, en unutulmaz ve klasikleşmiş filmlerinin bir bölümü de bu yıllarda çekildi. Ancak yerli seks filmleri, dönemin sinema piyasasında büyük ölçüde ağırlık kazandı.
Hemen her şehirde yalnızca bu tür filmleri gösteren sinemalar bulunurdu. Bazı ergenler, bu sinemalarda babalarına ya da dayılarına rastlayabilir, karşılaştıkları manzara karşısında ne yapacaklarını şaşırırlardı.
Dönemin seks filmlerinde Aydemir Akbaş, Behçet Nacar, Figen Han ve Zerrin Egeliler gibi isimler oldukça popülerdi.
Müjde Ar, Aşk-ı Memnu ve Dönemin Ünlü Dizileri
Aşk-ı Memnu, dönemin en çok ilgi gören yerli televizyon dizilerinden biriydi. Şükran Güngör, Müjde Ar ve Salih Güney'in yer aldığı kadro, izleyiciler üzerinde büyük bir etki yaratmıştı.
Müjde Ar'ın geniş kitlelerce tanınmasında bu dizinin önemli bir yeri vardı. Oyuncunun o yıllardaki görüntüsü ve ekran duruşu, dönemin kadın güzelliği anlayışını yansıtan figürlerden biri hâline gelmişti.
Karate Filmleri ve Bruce Lee
Dönemin sineması, yerli seks filmleri kadar karate filmlerinin de etkisi altındaydı. 1970'li yıllarda film dağıtım koşulları nedeniyle yabancı yapımlar Türkiye'ye çoğu zaman birkaç yıl gecikmeyle ulaşırdı.
1973 yılında hayatını kaybeden Bruce Lee ve onun ardından gelen dövüş sanatları yıldızları, 1970'ler boyunca Türk sinema izleyicisinin ilgisini çekmeyi sürdürdü. Karate filmleri, dönemin sinema salonlarında önemli bir yer edinmişti.
Beckenbauer, Müller ve Cruyff
1970'li yıllarda televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte dünya futbolunu da daha yakından izleyebilir hâle geldik.
Özellikle Alman Millî Takımı, Türk futbolseverlerin büyük ilgisini çekiyordu. 1972 Avrupa Futbol Şampiyonası ve 1974 Dünya Kupası, geniş kitleleri Avrupa futbolunun yıldızlarıyla buluşturdu.
O yıllardan hafızalarda kalan en önemli futbolculardan üçü Gerd Müller, Franz Beckenbauer ve Johan Cruyff'tu.
1970'li yılların unutulmaz televizyon dizileri arasında Kaygısızlar, Görevimiz Tehlike, Charlie'nin Melekleri, Lassie, Heidi, Şeker Kız Candy, Uzay Yolu, Kaçak ve Zengin ve Yoksul da vardı.
Sağ Olasın İzocam!
TRT televizyonlarında ilk reklam yayınları 1972 yılında başladı. O yıllardan hafızalarımızda kalan iki unutulmaz reklam ise İzocam ve Eti bisküvilerinin reklamlarıydı.
Bugün bile o reklamların müziklerini, görüntülerini ve sloganlarını hatırlayanlarımız vardır.
ÇOCUKLUĞUMUZUN VE GENÇLİĞİMİZİN DÜNYASI
Tarkan ve Karaoğlan
Teksas ve Tommiks çizgi romanları vardı. Ancak İtalyanların yarattığı bu “Amerikan kahramanları”nın yanında Tarkan ve Karaoğlan da kendilerine sağlam bir yer edinmişti.
Her Türk çocuğunun gönlünde bir gün Tarkan gibi kahraman olmak yatardı. O çizgi romanların sayfalarında yalnızca macera değil, cesaret, mücadele ve kahramanlık hayalleri de yaşardı.
Kaset Kayıtları
1970'li yıllar, plakların eski ağırlığını kaybetmeye başladığı; teyplerin ve kasetlerin öne çıktığı yıllardı. Önceleri büyük makaralı teyp bantları kullanılırken, daha sonra kasetler hayatımıza girdi.
Dönemin modası, neredeyse her köşe başında bir kasetçi dükkânının açılmasıydı. En sevdiğiniz şarkıların listesini kasetçiye verir, o da istediğiniz parçaları bir kasete kaydederdi. Böylece kendi müzik arşivinizi oluştururdunuz.
Henüz telif hakları konusunda bugünkü hassasiyetin bulunmadığı yıllardı. 1980'lerin ortalarına doğru, şarkı listelerinden kaset hazırlama uygulamasına yönelik yasaklamalar gündeme geldi.
Çocukların Kız mı, Oğlan mı Doğacağı Bilinmezdi
O yıllarda ultrason cihazları günlük yaşamda henüz yaygın değildi. Bu nedenle bebeğin cinsiyeti doğumdan önce çoğu aile tarafından öğrenilemezdi.
Anne babalar, ağabeyler ve ablalar, dünyaya gelecek bebeğin kız mı yoksa erkek mi olacağını büyük bir merakla beklerdi. Bebeğin cinsiyeti, doğumdan hemen sonra aileye verilen ilk haberlerden biri olurdu. O anın heyecanı ve sevinci bambaşkaydı.
Uzun Saç Modası
1970'li yıllarda gençler arasında uzun saç modası vardı. Bazı babalar, gençlerin saçlarını kestirmek için ellerinde makasla dolaşırdı. Saçlarını uzatan erkeklere “karı gibi” denilerek küçümseyici sözler söylenirdi. Ama bu sözler gençleri yollarından döndürmezdi.
1970'ler boyunca gençler saçlarını omuzlarına kadar uzatmakta ısrar etti. Dönemin uzun saç modasını destekleyen iki önemli müzik figürü de Cem Karaca ve Barış Manço'ydu.
İspanyol Paça Pantolon
1970'lerin pantolon paçalarını bugün görseniz belki de kahkahalarla gülersiniz. Dizlere kadar normal genişlikte inen pantolonlar, paça kısmına doğru neredeyse iki kat genişler ve adeta bir yelken görüntüsü alırdı.
Yürürken paçalarınız bir o yana bir bu yana dalgalanırdı. O günlerde bu görüntü son derece şık ve modaya uygun kabul edilirdi.
Apartman Topuklu Ayakkabılar
1970'lerin bazılarına kâbus gibi gelen moda görüntülerinden biri de apartman topuklu ayakkabılardı. Yapımında kullanılan EVA benzeri malzemelerle anılan bu ayakkabılar, kadınların boylarını olduğundan daha uzun gösteriyordu.
Yüksek ve kalın topuklarıyla dikkat çeken bu ayakkabılar, yürümeyi de zaman zaman zorlaştırırdı. Moda uğruna ayak bileklerini burkanların sayısı az değildi. Belki de 1970'ler, kadınların ayakkabı modası uğruna en çok zorlandıkları dönemlerden biriydi.
Melamin Tabaklar
Plastik endüstrisinin bu ürünü, 1970'li yıllarda Türkiye'deki evlerin mutfaklarına damgasını vurdu.
Sert plastikten üretilen tabaklar ve mutfak gereçleri, yere düşse bile kolay kolay kırılmıyordu. Çinko tabaklar gibi zamanla görünümünü kaybetmiyor, bakır tencereler gibi ağır olmuyordu.
Üstelik seramik tabaklar oldukça pahalıydı. Melamin tabakların üzerine basılan desenler, onları pahalı seramik ürünlere benzetiyor ve aileler için ekonomik bir seçenek oluşturuyordu.
Muşamba
Plastikten üretilen malzemelerin revaçta olduğu o yıllarda muşamba, evlerin en önemli zemin kaplama malzemelerinden biriydi.
Özellikle eski evlerde sıkça kullanılan muşambanın hâkimiyeti, 1980'lerde “marley” olarak bilinen zemin kaplama malzemesinin yaygınlaşmasına kadar sürdü.
Dönemin Oyuncakları
O yılların en ünlü ve çocukların elinden düşürmediği oyuncaklarından biri Laklak'tı.
Bir plastik daireye bağlı V biçiminde bir ip ve ipin iki ucunda bulunan iki plastik toptan oluşurdu. Amaç, daire şeklindeki parçayı parmağınıza takarak topları bir üstte, bir altta hızla birbirine çarptırmaktı.
Bu hareketi ne kadar hızlı ve ritmik yapabilirseniz o kadar becerikli sayılırdınız. Oyuncak öylesine yaygındı ki çocuklar da büyükler de sokaklarda “tak tak tak” ya da “lak lak lak” sesleri eşliğinde hünerlerini sergilerdi.
Yağ Sürülmüş Ekmeğe Şeker Dökmek
1970'lerin çocukları sokaklarda, tozun toprağın içinde oynardı. Sokakta acıkınca da en kolay ve sevilen atıştırmalıklara yönelirlerdi.
Sana yağı sürülmüş ekmek, üzerine salça sürülmüş ekmek, yoğurt sürülmüş ekmek… Hatta bazıları yoğurdun üzerine toz şeker dökerdi.
Bugün belki basit bir atıştırmalık gibi görünüyor ama o günlerde bunların tadı başkaydı. Çünkü o ekmeklerin üzerinde yalnızca yağ, salça ya da yoğurt değil, çocukluğumuzun bütün neşesi vardı.
Ayı Oynatmak
1970'li yılların sokak eğlenceleri arasında ayı oynatmak da vardı. Roman vatandaşlarımız, burunlarına halka takılmış ayılarla sokak sokak dolaşır; ellerindeki tef ve sopa eşliğinde, kalabalık gördükleri yerlerde ayıları oynatırlardı.
Bu gösteriler, dönemin sokak yaşamının hafızalarda kalan görüntülerinden biriydi. Bazı kişiler, yere serilen bir yaygının üzerine uzanarak sırtlarını ayılara çiğnetirdi. O günlerde bu uygulama, bir tür rahatlama ve masaj yöntemi olarak görülürdü.
Hacı Murat
Murat 124, 1971 yılında Tofaş'ın Bursa fabrikasında, Fiat 124 modelinin lisansı ve teknik altyapısı temel alınarak üretilmeye başlandı. Halk arasında “Hacı Murat” adıyla anılan otomobil, kısa sürede Türkiye yollarının en tanıdık araçlarından biri hâline geldi.
1971-1977 yılları arasında 134 bin 867 adet üretildiği belirtilen Murat 124'ün üretimi daha sonra sona erdi. Tofaş'ın Kuş Serisi otomobillerine yönelmesiyle birlikte bu modelin yerini yeni araçlar aldı. 1984 yılında Tofaş Serçe adıyla yeniden üretime giren modelin üretimi 1995 yılında tamamen durduruldu.
Murat 124, yalnızca bir otomobil değildi. O yıllarda otomobil sahibi olmanın, ailece seyahate çıkmanın ve yeni bir yaşam biçimine kavuşmanın simgelerinden biriydi. Bugün hâlâ pek çok kişinin hafızasında özel bir yeri vardır.
1970'li yılların coşkusunu, özlemini ve unutulmaz anılarını hep birlikte yeniden yaşadık.
Belki o yıllara geri dönemeyiz. Belki yaşadığımız sokaklar, evler, sinemalar ve dostluklar artık aynı değildir. Ama anılarımız hâlâ bizimle. Onları hatırladıkça geçmiş yeniden canlanıyor; kaybolduğunu sandığımız yıllar, bir anlığına da olsa geri geliyor.
Anılarımız yaşam kaynağımız olsun.
Saygılarımla.